Bu eserler bir yüzey değildir.
Bir karşılaşmadır.
Her biri kendi içinde ritmi olan, nefes alan bir varlık gibi doğar.
Katmanlar yalnızca boya değil; yoğunluk, tutku ve içsel dönüşümün izleridir.
Resimler tamamlandığında bitmez.
İçlerinde hareket devam eder.
Renkler sabit değildir; bakıldıkça derinleşir, yer değiştirir, açılır.
Bu yüzden karşısında durduğunuzda zamanın akışı değişir.
Bakış yüzeyde kalmaz; görünene değil, görünmeyene doğru çekilir.
Her duruşta başka bir ayrıntı belirir, başka bir his açığa çıkar.
Eser, izleyeni seyirci olarak bırakmaz.
Kişiyi kendi iç dünyasına çağırır.
Bakış derinleştikçe yalnızca tuval değil, kişi de açılır.
Yüzeydeki izler çözülürken içte saklı olan da kıpırdamaya başlar.
Ve bir noktada fark edilir:
açılan yalnızca resim değildir.

Back To Top